Bağlılık Bağımlılık Döngüsü
Bağlılık Bağımlılık Döngüsü
Öğrenme süreci bildiğiniz gibi birçok faktörün bir arada ve birbirini etkilemesi ile ilgili bir süreç. Bu süreçte zihinsel kapasite, algı, duyusal baskınlık, öğrenme biçimi, öğretme biçimi, iletişim gibi birçok faktör etkili oluyor. Bunu en iyi bilen ve gözlemleyenlerde siz öğretmenlersiniz. Bu sayıda ben sizinle öğrenmenin psikolojik süreçlerinden birini paylaşacağım. Ama öğrenme ilişkisine geçmeden konuyu daha iyi anlayabilmek için size bir bilgiden bahsedeceğim.
Psikolojideki Transaksiyonal Analiz Yaklaşımının kurucularından Eric Berne[1] teorisini temelini oluştururken ‘Benlik Durumları’ndan bahsediyor. Eric Berne göre her insanda üç benlik durumu vardır. Kişiler ilişkilerinde ve kendi içlerinde bu üç benlik durumundan hareket ederler. Kısaca bu benlik durumları Yetişkin Benlik Durumu, Ebeveyn Benlik Durumu ve Çocuk Benlik Durumu’dur. ( Yazının bundan sonraki bölümünde benlik durumları Yetişkin, Ebeveyn ve Çocuk olarak yazılacaktır.)
Yetişkin: Bu benlik durumunda bilgiler ve gerçekler bulunur, iki kere ikinin kaç ettiği, saatin kaç olduğu, dosyaların nerede olduğuna yönelik her türlü bilgi bu benlik durumunda bulunur.
Ebevyn: Bu benlik durumunda ise değerler, inançlar bulunur. Yaşama dair -meli, -malıların bulunduğu yer Ebeveyn’dir. Temiz olunmalı, terbiyeli olunmalı, adil olunmalı bu benlik durumundadır.
Çocuk: Bu benlik durumunda ise duygular ve ihtiyaçlar mevcuttur. Korkmak, sevinmek, üzülmek, öfkelenmek bu benlik durumundadır.
Eric Berne bu üç benlik durumundan hareket ederek iki kişi arasındaki ilişkiyi analiz etmenin mümkün olduğunu söyler. Herhangi bir ilişkide bu üç benlik durumunu gözlemlemek mümkündür. Örnek: Saat kaç diye soran birisi yetişkin benlik durumundan bir soru soruyorsa bu soruya verilebilecek olası cevaplar. Yetişkinden ‘Saat 12’, Ebeveynden ‘Yine geç kaldın’, Çocuktan ’12 oldu ama ben yoruldum’ olabilir.
Bu bilgi ne işimize yarar ve öğrenme ile ne alakası var diyebilirsiniz. Biraz sonra ilişkiyi kuracağız.
Bu kaba tanımlardan sonra bir kavramdan daha bahsetmek istiyorum ki; bu kavram özellikle ülkemizde çok fazla karşılaştığımız bir olayı anlamamıza yardımcı olacak. Bu kavramın adı Simbiyoz. Aslında kavram biyoloji kökenli ve sözlük anlamı birlikte yaşam. Birden fazla canlı türünün, belirli koşullar altında bir arada yaşaması, simbiyoz olarak tanımlanır. Eric Berne insan ilişkilerini anlatırken simbiyoza benzer bir yapıdan bahsediyor. Bir bebek dünyaya geldiğinde Ebeveyn ve Yetişkin benlik durumları henüz gelişmemiştir. Sadece Çocuk benlik durumu vardır ve bu benlik durumundan hareket eder, acıkır, korkar, sevinir v.s. Yaşama dair bilgileri henüz yeterli değildir, değerleri henüz oluşmamıştır. Bunun içinde anne onun yerine düşünür ve onun yerine değerlendirir. Anne özellikle ilk aylarda kendi duygularını bir yana bırakır ve bebeğin duyguları ile hisseder, onunla acıkır, onunla sevinir v.s. Kısaca annenin Yetişkini ve Ebeveyn’i ile bebeğin Çocuk’u bir bütün oluşurur ve anne ve bebek tek kişi gibidir. Bu sürece Sağlıklı Simbiyoz diyoruz. (Şekil A)
Alttaki şekilde de gördüğünüz gibi iki kişi var fakat benlik durumlarına baktığınızda iki kişi toplandığında bir kişi oluyor. Aynı ana rahminde olduğu gibi.
Fakat işler bu aşamadan sonra sağlıksız bir sürece veya sağlıklı bir sürece doğru ilerliyor. Çünkü bebek büyüyor ve artık onun da bir Ebeveyn’i, bir Yetişkin’i ve bir Çocuk’u oluşuyor, anne ya bu duruma uygun davranışlar geliştiriyor, ya da var olan davranışını devam ettiriyor. Eğer var olan davranışlarını yani sembiyotik davranışlarını devam ettiriyorsa bebeklik döneminde sağlıklı olan ( çünkü bebeğin Ebeveyn ve Yetişkin’i henüz yok) artık sağlıksız bir ilişkiyi oluşturuyor. Bu ilişkiye bundan sonra Bağımlı ilişki veya Sağlıksız Simbiyotik İlişki diyeceğiz ( Şekil B). Bu ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için anne ve bebek örneğini veriyorum. Aslında bu ilişkiyi tüm insanlar arası ilişkiler için verebiliriz. Öğretmen- öğrenci, eşler, iş arkadaşları v.s.
Örnek: Bizim toplumumuzda genel olarak bir simbiyotik ilişki ve simbiyotik davetiyelerden bahsetmek mümkündür. En çok tekrarlanan örneklerden biri, misafirliğe gidildiğinde yemek konusunda yapılan ısrar ‘Allah aşkına ye’, ‘ Bak şundan da al.’, ‘ Sen hiç yemedin ama şunda bari ye’. Kısaca bu ısrarların altında yatan tek mesaj sen karnının açlığını bilmezsin, farkedemiyorsun ama açsın, sen bilmiyorsun ama ben senin yerine açlığını hissediyorum.
Bir başka örnek, okula giden bir çocuğa ‘montunun önünü kapat üşürsün’ demek. Kısaca ben söylemezsen sen üşüdüğümü farkedemezsin. Kısaca simbiyoz sağlıksız, birbirine bağımlı ve biri olmadan diğerinin zorluk yaşadığı bir ilişkinin temellerini atan bir süreçtir.
Peki bunun öğrenme ile olan ilişkisi nedir. Aslında tüm öğrenmeler sağlıklı bir başlangıçla bağımlı bir süreçten başlarlar. Kişi ilk öğrenmeye başladığı bilgi ve beceride tam bir bağımlılık sürecindedir. Araba kullanmayı öğrenen bir kişi araba kullanmayı öğreten kişinin her dediğini olduğu gibi kabul eder. Tam bir bağımlılıkla istenen yapılır. Öğrenme de bu aşamaya Bağımlılık Aşaması diyoruz. Bir süre sonra öğrenen kişi araba kullanmaya başladığında bir dönem gelirki, itirazlar başlar, hayır “öyle olmuyor böyle daha rahat” denen veya öğreten kişinin eleştirildiği bir dönem. Bu aşamaya da Karşıt Bağımlı Aşama diyoruz. Bu aşama öğrenmenin acılı aşamalarından biridir. Fakat kişi burada o konu ile ilgili kendi bilgi ve değerlerini oluşturuyordur. Sonrasında Bağımsız Aşama dediğimiz bir dönem var ki; bu aşamada iki tarafta arabayı kullanıyordur fakat birbirleri ile minimum ilişki kurar, birbirlerinde tam bağımsız olarak davranırlar. Sağlıklı bir öğrenme veya ilişki sürecinde dördüncü bir aşama daha vardır ki; iki kişide araba kullanmayı biliyordur, birbirlerinden bağımsız hareket etmezler fakat kendi ayaklarının üstünde duran kişiler olarak birbirleriyle etkileşim halinde olurlar. Bir yönde güçlü olan kişi diğerini o yönde güçlendirirken aynı şekilde diğeri de kendi güçlü olduğu noktada diğerini güçlendirir. Bu aşamaya da Karşılıklı Bağlı Aşama diyoruz. Bu aşamaya gelindiğinde artık o konu ile ilgili öğrenme süreci sağlıklı bir şekilde tamamlanmış ve yeni bir öğrenme süreci daha başlamıştır. Kısaca tüm öğrenmeler bir spiral gibi bu süreçlerden geçerek ve öğrenilerek ilerler. Bu süreci şekillerle gösterirsek bir öğrenme süreci için Şekil C’deki gibi resimleyebiliriz. Bütün öğrenmeleri düşündüğümüzde bu şeklin spiral gibi ilerlediğini gözümüzde canlandırabiliriz.
Bu neden önemli bir konu:
Bu süreç aslında öğrenme ve öğretme
pratiklerini birebir etkileyen bir süreci anlamamıza yardımcı oluyor. Var olan eğitim sistemimiz bağımlı bir öğrenme sürecini destekler niteliktedir. Öğrenci öğrenme için devamlı olarak öğretmene bağımlıdır. Ve öğreten kişi olmadan öğrenmeye alışmamıştır. Bu aslında bir ilişkide iki tarafında birbirine bağımlılık hissetmesinden dolayı güvenli bir ilişki gibi görünse de aslında kişinin kendine güvenini, yani özgüven geliştirmeyi desteklemez hatta engeller. Kişinin bağımlı güven duygusu yaşamasına sebep olabilir. Yani yanında bir güç yokken veya kendisinin güç kullanabildiği bir kişi yoksa kendini güvende hissetmez. Kısaca güven duygusunu diğerine bağımlıdır. Kendi uygulamalarından hareketle değil, diğerine bağlı olarak güvende hisseder veya hissetmez.
Bu bilgiyi sınıfta okuma yazma öğrettiğimiz bir çocuğun davranışları ile örneklendirebileceğimiz gibi, bir insanın gelişim süreci ile de örneklendirebiliriz. 3 yaşında hayır diyen birey yaşama dair, kendine ve diğerlerine dair öğrenmesinde bir karşıt bağımlılık kuruyor diyebileceğimiz gibi, ilköğretim yıllarında aileden tamamen bağımsız hareket ediyor görünen bireyin bağımsız aşamada olduğundan bahsedebiliriz. Ergenlik döneminde değerlerini oluşturmaya çalışan bireyin değerleri öğrenme ve oluşturmada bir karşıt bağımlılık aşamasına girdiğini söylemek yanlış olmaz sanıyorum.
Nasıl birinci sınıfta, ‘bir elma, bir elma daha iki elma eder.’ diyen bireye, babası veya annesi ‘bir armut , bir armut daha da iki armut eder.’ dediğinde, ‘hayır öğretmenim öyle demedi’ demesinin de öğretmeniyle yani ona toplamayı öğreten kişiyle bağımlılık aşamasında olduğunu gösterir diyebileceğimiz gibi.
Kısaca bir babanın bana söylediği gibi, “hocam şu karşıt bağımlılık olmadan öğrenseler olmaz mı?” da olduğu gibi bu doğal ve olması gereken bir süreç, maalesef ve ne mutlu ki bu süreç olmadan olmuyor. İnsanların ergenliği atlayarak büyüyemediği gibi, bir çocuğun itiraz etmeden, söylenene uyarak uslu, uslu büyüyemeyeceği veya sağlıklı öğrenemeyeceği gibi, öğrencilerde bu öğretmen bir şey bilmiyor demeden sağlıklı öğrenemeyecekleri gibi. Kısaca bu “sen bilmiyorsun öğretmenim biliyor”, “öğretmenim yanlış yapıyor”, “o öyle yapsın ben böyle yaparım”, “ben biliyorum, öğretmenimde çok şey biliyor” ifadeleri ile hayat bulan tüm süreçler sağlıklı ve olması gereken süreçler. Kısaca bize itiraz eden bir yaklaşımı gördüğümüzde kızmak yerine ‘evet sağlıklı bir öğrenme sürecinin ikinci aşamasına geldik’ mesajını almak işleri kolaylaştıracaktır.
Bu aşamaların ne kadar sağlıklı yaşandığı, bir öğrenme sürecinin veya bir ilişkinin ne kadar sağlıklı olduğuna dair bir bilgi verecektir. Burada cevaplanması gereken temel soru ise ne zaman öğreten rolünde olacağımızı, ne zaman insiyatifi kabulleneceğimizi, ne zaman bağımsızlığa sabır göstereceğimizi ve sonrasında karşılıklı birbirini güçlendirmenin keyfine varabileceğimiz.
Kolay gelsin
İyi öğrenmeler.
Görüntülenme Sayısı: hesaplanıyor...
Merhaba,
Eline sağlık Erçin, güzel bir paylaşımdı.
Benim de aklıma, Senin de paylaştığın bu aşamalarla ilgili; yaşama dair bir unsur geldi, onu eğitimci arkadaşlarımla da paylaşmak istedim.
Benim alanım Özel Eğitim/Zihin Engellilerin Eğitimi Anabilim Dalı. Bildiğiniz üzere, son zamanlarda özel eğitim alanına çok fazla sayıda alan değişikliği ile gelen arkadaşlar oldu (Sınıf öğretmenliğinden, Eğitim Programlarından, hatta bir ara Biyoloji, Tarih,...vb.)
Atamalar yapılıp, yeni görevlerine ilk başladıklarında; "Bu alanı nasıl yapacağız, bu çocuklar çok zor, bana yardımcı olabilir misiniz?, Siz netice de bu alanın uzmanlarısınız, Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı (BEP) - BÖP nasıl hazırlayacağım?, Bana saldırmazlar değil mi,..." :) söylemlerde bulunan bir çok arkadaşa şait olduğumu hatırlıyorum. Bu meslektaşlara siz de plan, program, eğitim konularında destek olmaya çalışıyorsunuz. Karşınızda ki kişi de size; "Çok sağol, çok destek oluyorsun, bu özel eğitimciler bu işi biliyorlar, bu iş sizin işiniz,..." şeklinde bir yaklaşım gösteriyorlar (Bağımlılık Aşaması), 5-6 ay geçtikten sonra; "Hocam bu planı şöyle yapsan, burada yanlış olmuş sanki, Biz de alanı okumadık ama hayat tecrübemiz var, Kalabalık sınıflarda çalışmamızın verdiği deneyim var,.... San ki özel eğitimciler ne yapıyorlar, Ben de en az onlar kadar/hatta onlardan daha iyi biliyorum ve yapıyorum bu işi,..." işittiğiniz olur (Karşıt Bağımlı Aşaması); Bu durum tabi ki var olan çalışma ortamını olumsuz yönde etkiler, aynı çalışma ortamında iki eğitimci arkadaş, san ki birbirlerini tanımıyormuş gibi ya uzaktan bir merhaba, ya da öyle bir eğitimci o okulda yokmuş gibi davranma, selam vermeme, günaydın dememe, yok sayma eğilimi gösterebilmekte, Herkes kendi işi ile, kendi sınıfı ile ilgilenebilmekte, sınıf ortamına/eğitim ortamına yönelik hiç bir yorum yapmama, san ki o ortam bir eğitim ortamı değil,; bir çay/kahve içme ortamıymış gibi, eğitim ortamına yönelik bir çift laf etmeme görülebilmekte, herkes kendisinin bu işi en iyi yaptığına inanmakta ve eğitimle ilgili bir paylaşım sergilememekte, karşısında ki kişinin deneyimlerinden karşılıklı faydalanma eğilimi göstermemekte (Bağımsız Aşama); Tabi ki bir de arzu edileni, bizim de (ÖRAV) olarak, meslektaş koçluğu olarak nitelendirdiğimiz, yapılabilecek bir unsur daha var o da; "Evet ben Özel Eğitim Öğretmeniyim, akademik olarak yetkin olmakla beraber karşımda ki kişiden ne öğrenebilir, ona nasıl destek olabilirim/o bana nasıl destek olabilir noktasından bakarak, karşımızdaki kişinin de deneyimlerinden yararlanmak destekleyici olabilecektir, +;+'da kalarak, kazan kazan stratejisi işe yarayacaktır diye düşünüyorum (Karşılıklı Bağımlı).
Not: Alana yeni geçen, böyle düşünüp/davranmayan arkadaşlarımızı tenzih ediyorum.
Aladdin
7.11.2012
Yazılarınızı takip ediyorum ,eğitimciler ve ebeveyinlerin kaçırmadan takip etmelerini tavsiye ederim.55 yaşında bir dede olarak bende çok faydalanıyorum .Emek verenleri kutluyor,sevgiler sunuyorum.
Naci Kızılkaya
7.11.2012
Erçin Hocam, yazdıklarınız, paylaşımlarınız herkes tarafından takip edilmesi gereken, yaşamlarının pek çok alanında kılavuz olacak kıymette. Bu farkındalığımla ister istemez sizinle bağımlı aşamada demir atar durumdayım. Haberiniz olsun:))
Okurken zihnimde oluşan bir soru: sosyal ilişkilerde (eş,iş arkadaşı, vb) Karşılıklı Bağlı Aşamaya ulaşmış bir ilişkinin bir süre sonra fark edilmeksizin bağımlı aşamaya geçişi söz konusu mudur? Bunu yazmaktayken şekle tekrar bakma ihtiyacı duydum ve "bunun bir döngü olup sorumun yanıtının evet olduğu kanaatine ulaştım.
Bu durumda sizden yanıt rica edeceğim asıl sorum şu: Karşılıklı Bağlı Aşamaya ulaşabilmiş bir ilişkinin bu aşamada muhafaza edilmesi için gerek şartlar nedir? Ya da Bu aşamadan Bağımlı Aşamaya geçişi önleyebilmek nasıl mümkün olacaktır?
Tekrar tekrar teşekkür ederim. İdolüm oldunuz.
Şengül Kesler
7.11.2012
Üzerinde düşünülmesi gereken ve detayı yakalayan soru için teşekkürler. Üzerinde düşünmek gerekli, bu aşama da aklıma ilk gelenleri paylaşmak istedim. Öğrenme süreci için her yeni öğrenme ve öğretenle girilen ilişki de sürecin yeniden başladığı ve spiral bir ilerleme gösterdiiği söylenebilir.
Burada dikkat çekilmesi gereken buradaki örneklerin fonksiyonal düzey ( gözlemlenebilir davranışlar) düzeyinde olduğu. İkili iişkiler dediğimizde yapısal ( senaryo ile ilgili ve kişilik yapısı) düzeyinde durumları açıklamak için psikolojik oyun bilgisine başvuruyor olmak daha anlamlı.
En genelde ikili ilişkilerde özellikle alışkanlıkların oluştuğu eş, çocuk ilişkisi gibi söylediğiniz riski değerlendirmek için arda kişinin kendi üç benlik durumunu gözden geçirmesi yararlı olacaktır. Yani ben şu anda yapmakta olduğun şeyi gerçekten yapmak istiyor muyum ( çocuk) bu yapmakta olduğum şey benim bilgim dahilinde mi? ve karar vererek yaptığım bir şey mi? ( yetişkin) bu yaptığım şey benim değerlerimle ne kadar örtüşüyor? benim sınırlarıma uygun mu? yaparken kendi değerlerimi ne kadar sorguluyorum? ( ebeveyn) .
İdolden, itiraz edilene geçebilme sürecini hızlandırabilmek dileği ile
Ü. Erçin Kimmet
8.11.2012
Bağımlılık ilişkisi çok karşılaştığımız hatta bazen fark etmeden gelişen bir ilişki.Teşekkür ederim Erçin Öğretmenim.
F.Bilge KAPLAN
8.11.2012
Erçin Hocam, bunun doğal ve yaşanması gereken bir süreç olduğunu "o an"da fark edebilmemiz belki de birçok çatışmamızın önüne geçebilecek kadar önemli... Paylaşım için çok teşekkürler... Sizin yazınız, küçüklüğümden beri bildiğim ve hatta ortaokuldayken defterime büyük harflerle yazdığım bir yazıyı aklıma getirdi, o dönem babamla yaşadığımız ufak tefek sorunlarda işime yaradığını hatırlıyorum... Yazının internette bulduğum hali şöyle;
"06 yaşında : Babam her şeyi biliyor.
10 yaşında : Babam çok şeyi biliyor.
15 yaşında : Ben de babam kadar biliyorum.
20 yaşında : Şu muhakkak ki; babamın öyle pek fazla bir şey bildiği yok.
30 yaşında : Bir kere de babamın fikrini sorsam fena olmayacak.
40 yaşında : Ne de olsa, babam bazı şeyleri biliyor.
50 yaşında : Babam her şeyi biliyor.
60 yaşında : Ah, babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim."
Özlem Çağlar
24.1.2013