Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X
GECİK(TİRİL)MİŞ BİR ÖRAV YAZISI 3 Beğendim Spam Favorilerime Ekle Değerlendir

GECİK(TİRİL)MİŞ BİR ÖRAV YAZISI

Bir türlü bağlanmayan internet hattım nedeniyle geciktirilerek de olsa “E-Kampüs Okuryazarlığı”na yeniden ulaşabilmenin yoğun mutluluğu içerisindeyim.

ÖRAV’a yönelik dezenformasyon çabaları 2 yıl kadar önce başka bir vesileyle yazıp yayınlamadığım bir yazıyı hatırlattı. Halen geçerliliğini ve önemini koruması nedeniyle burada da paylaşmak istedim:

 

“Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Steve Jobs’ın, 2005 yılında Stanford Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan bir alıntıyla başlamak istiyorum.

“Sonuçta, okulu bırakmaya ve her şeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.”

Dünya tarihine damgasını vurmuş insanlara baktığımızda, birçoğunun okulla sorunları olduklarını görüyoruz. Albert Einstein’a “sen asla bir şey olamayacaksın” diyen ve onu okuldan soğutan bir öğretmendi. Mark Twain okul için “Okulumun eğitimimi engellemesine hiç bir zaman izin vermedim. derken, Winston Churchill “Eğitimimi sekteye uğratan tek şey, okul oldu.” demiştir. Pablo Picasso ise okuldaki derslerin bir türlü ilgisini çekmemesi üzerine, derslerde resimler çizerek vakit geçirmeyi tercih etmiştir.

Bu örnekleri artırmak mümkün… Ancak biz öğretmenler açısından sorulması gereken soru ise şu:

Bu dâhileri okuldan soğutan şey neydi?

Önceleri bu soruya mesleğimi ve meslektaşlarımı koruma güdüsü ile yaklaşarak, temelsiz ve kaçamak cevaplar vermeyi tercih ederdim. Bugün ise bu soruya daha cesur bir özeleştiri ile yaklaşarak yanlış öğretim yöntemi tercihlerimi sorgulamam gerektiğinin farkındayım. Phyllis Diller, “Çocuklarımızın ömrünün ilk on iki ayını, onlara yürümeyi ve konuşmayı öğreterek, sonraki on iki yılını ise, yerlerine oturup susmalarını söyleyerek harcıyoruz.” sözüyle, sözünü ettiğim öğrenclerin merak, ilgi ve ihtiyaçlarını yok sayan yanlış tercihlerimin hazin sonucunu ifade eder.

Peki, beni ya da bizleri bu yanlış tercihlere iten şey nedir?

Benim açımdan bizleri yanlış tercihlere iten bu sorunun başlangıç noktası eğitim fakültelerinde bize verilen, eğitim ve öğretimin pratiğini ihmal edip, çoğunlukla teorik boyut üzerine kurulu öğretmenlik eğitimidir. Teorik bilgilerle etkili bir biçimde donanmış birçok öğretmenin, mesleğe başladığı günlerde, neyin nasıl yapılması gerektiği hakkında bir fikirlerinin olmayışı, öğretim pratiğini ihmal eden öğretmenlik eğitiminin tabii ve üzücü sonucudur.

Mesleğimizin başlarında yaşadığımız bu sorun öğretmenlik mesleğinin ilerleyen yıllarında ise, nitelikli hizmet içi eğitim etkinliklerine öğretmenlerin eşit bir şekilde ulaşamaması ile devam eder. Tüm bunların sonucunda öğretmenlerin önemli bir bölümü, kendilerini yenileme ve geliştirme fırsatlarından yoksun kalırken; değişen dünya koşullarına ve bu koşullar içinde büyüyen öğrencilere uzak kalmakta, yalnızlık ya da olumsuz etkileşimler sonucunda yanlış önyargı ve olumsuz eğitimsel değerleri benimsemeye itilmektedir. Her ne kadar kendim ve mesleğim açısından üzüntü verici olsa da, benim de bir çok meslektaşım gibi tükenmişlik hissi ve motivasyon düşüşü ile bahsettiğim nedenlerden ötürü çok erken tanıştığımı itiraf etmek zorundayım.

Neila A. Connors “Öğretmenleri iyi beslemezseniz, öğrencileri yerler.” diyerek öğretmen niteliklerini geliştirmeye dönük eğitimlerin önemini çarpıcı bir biçimde vurgular. Nitelikli hizmet içi eğitim faaliyetleri ile öğretmenlerin kendilerini değişen dünya koşullarına ve eğitim paradigmalarına göre yenileme fırsatı verilmediği sürece yukarıda sözünü ettiğim hazin durum yaşanmaya devam edecektir.

         Son yıllarda ise iki kurumun öğretmenlere yönelik çalışmaları, bu üzücü döngüyü kıran önemli değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Öğretmen Akademisi Vakfı(ÖRAV) öğretmenlere kendi kurumlarında verdikleri Öğrenen Lider Eğitimi ve ardından E-Kampüs’te devam eden uzaktan canlı eğitimlerle; Vitamin Öğretmen ise öğretmenlere sağladığı zengin video içeriği ile Türkiye’de öğretmen eğitimine yeni bir boyut kazandırdılar. Özellikle Ziya Selçuk Hocamızın videoları meslek hayatımda bir dönüm noktası olmuş ve mesleğimdeki olumsuz sürecin tersine dönmesini sağlamıştır. (Vitamin Öğretmen’e ilişkin düşüncelerimden ilgili sitede uzunca söz ettiğimden burada tekrarlamayacağım.)

          

Bir öğretmen olarak yukarıda sözünü ettiğim eğitimler sayesinde Platon’un binlerce yıl önce söylediği “Küçük yaşta verilen eğitim bir tür eğlence gibi olmalı. Böylece kişinin doğal eğilimi daha kolay keşfedilir.” sözünün ve Galilei’nin “İnsana hiçbir şey öğretemezsiniz, ancak o şeyi kendi içinde bulmasına yardımcı olabilirsiniz.” sözlerini, yazının başında bahsettiğim dâhilerin okuldan soğuma sebepleri ile birlikte değerlendirdiğimde daha iyi anlıyorum.”

 

Sadece öğretmen niteliklerinin gelişmesine dönük olarak varlığını sürdüren ÖRAV’ın hayati işlevi, benim kişisel hikâyemdeki gibi tükenmişlik noktasında kendini gösteriyor. ÖRAV’ın temsil ettiği vizyon, ülkemizin farklı yerlerinde öğretmenliği etkili ve verimli bir şekilde yerine getirme arayışında olup da yalnız kalan öğretmenlerin yegâne umududur.

Temenniden ziyade kuvvetli bir tahmin olarak değerlendirilmesini dilediğim son sözlerimi paylaşarak uzunca yazımı sonlandırmakta yarar var:

Her ne kadar ÖRAV’a yönelik son derece kötü niyetli karalama kampanyalarının başlarında hissiyatım yoğun olduğundan fazlaca öfkelenip üzülsem de, şu an daha soğukkanlı bir şekilde değerlendirdiğimde iftiranın edileni değil, edeni kirlettiğini;  ÖRAV’ın temsil ettiği vizyon ve değerlerle tanışıp bu aileye katılan 85.000 öğretmenin gücünün, kirli bir yayın politikası güden yayın organlarının tiraj ve değerlerinin çok üzerinde olduğunu daha iyi kavrıyorum. Tamamen olağan dışı dönemsel koşulların getirdiği farklı bir ruh iklimi içerisinde verilmiş kararlarla eğitimleri durdurulan ÖRAV, bu süreçten daha da güçlenerek çıkacak ve çalışmalarına (geç de olsa) kaldığı yerden devam edecektir. Zira tersi bakış açısının egemen olduğu ruh iklimiyle verilecek kararlar, ÖRAV’dan ziyade ülkem için telafisi zor sonuçlar doğurur.

 

Tüm ÖRAV ailesine huzurlu, mutlu ve umutlu tatiller dilerim...

Görüntülenme Sayısı: hesaplanıyor...